Güncelleme

Yeni yıla girdiğimiz için bir güncelleme yazısı eklemek istedim buraya. Gelenekselci bir insan olarak hala benim gibi kısa video kaydırıp durmaktansa, blog yazısı okumayı tercih eden insanlar olduğuna inanmak istiyorum.

2022 resmen “aynı şeyin laciverti” gibi geldi bana. Örneğin pandemi döneminde -sokağa çıkma yasaklarıyla- iyice alışkanlık haline getirdiğim market gezintilerimi aldı elimden. Marketteki fiyatlar moralimi bozuyor şu an. “Aa değişik neler gelmiş?” diye neşeyle gezdiğim yerleri “Bu ne ya??”, “Yook artıık” diye gezip, mutsuz bir şekilde eve dönüyorum.

“İşler nasıl?” derseniz.. Doğumgünü partileri haklı olarak iptal oluyor, etrafta bu kadar pozitif vaka olduğu sürece en mantıklısı da iptal etmek bence. Bile bile ladese gerek yok. Bu sebeple işler tepetaklak oldu tabi ama açıkçası üzülmüyorum. “Sağlık olsun” diyorum, nasılsa bir yere kaçmıyoruz, bahara doğru partileri peşpeşe yapar, eğleniriz.

Diğer gelişmeler ise şöyle: Malzeme fiyatları artışı, buna bağlı olarak ürün fiyatlarını üzülerek arttırmak zorunda kalmam, bazı malzemelerin artık bulunamıyor olması, benzin fiyatlarının artışıyla artık “yol masrafı”nı düşünmek zorunda olmam, elektrik zammıyla artık “kaç tepsiyi birlikte atayım da fırın nasıl daha az çalışsın?”ı düşünmek zorunda kalmam, yeni bir şeyler deneyecekken “çikolatayı harcamasam mı, çok pahalı.” ya da “şeker hamurunu boşa harcamayayım şimdi” diye düşünmek zorunda kalmam, yeni düzende her şeyin online olarak halledilmesi ve buna benim asla alışamamam,.. vs

Yazarken kendi kendime içimi şişirdim, aferin bana.

Ne yapalım her zaman, her şey güzel gidemiyor.

Daha güzel günlere diyelim o zaman.. 🥂

Ruh hali

“Artık çalışma zamanı.” “Yavaş yavaş toparlanıyorum.” “Ürün çeşitliliğini arttırmak için doğru zamanı bekliyorum.”lardan, kendimi hadilemekten, başkalarının dürtmelerinden artık sıkıldığım ve kendi kendime yeni bir şeylere başladığım bir dönemdeyim.

Gezegen hareketleri mi yoksa her zamanki kendimi garipseyip, ayıplayıp, kendi kendimi kamçılama zamanım mı geldi bilmiyorum. İçimde biri “Yeniliik!” diye bağırıyor.

Geriye dönüp baktığımda “Aferin!”i kapıyorum kendimden ama yalan yok bu dönem beni sarstı. Bir dönem hiç sipariş alamadım ama herkes çok haklıydı. “Canımızla uğraşıyoruz ne pastası allasen?” dediğinizi duyar gibiydim, paylaşım bile yapasım yoktu. Sosyal medyayı ezelden beri çok sevmiyorum, “Bakın benim işlerimi ne kadar beğeniyorlar?” “Beni takip edin, şunları etiketleyin, benim de bunun karşılığında size hediye verme ihtimalim olabilir ama bütün bunları boşa da yapmış olabilirsiniz, bunda da tek suçlu kötü şansınız!” “Tüketim, tüketin, tüketsin, tüketelim!” gibi şeyler demek istemiyorum. Benim bu işe ilgili en sevdiğim şey geçen gün Pokemon pastasını teslim edip( evet tedarik ekibi, üretim ekibi, yaratıcı ekip, teslimat ekibi tek kişi benDeniz.) dış kapıya yürürken, içerden gelen heyecanlı sesti. “Charmender, Pikachuu anne çok güzeeel olmuş” O kadar beklentisiz, o kadar içten, o kadar elle tutulur, gözle görülür bir beğeninin yerini ne tutabilir? Kaan(yaş6) bunu bana hatırlattı, ona teşekkür ederim.

Sosyal medya kullanmayacak mıyım? Tabi kullanacağım. Benim işimin bir parçası ama bunu planlı programlı, profesyonel(!) yapmak istemiyorum sanırım.

Yeni bir şeyler yolda. Her şey olması gerektiği zamanda oluyor. Uzun zamandır aklımdaydı bu, meğer zamanını bekliyormuş.

En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere!.. Kendimi gazlama şarkımı bırakıp gidiyorum.

https://m.youtube.com/watch?v=m0XAKDvYcXY

Deniz

Bir mesaj hikayesi

Bir işe başlarkenki heves, her şey rutine oturunca kalmayabiliyor. Başlarken kafada oluşan yeni yeni planlar, projelerin yerini koca bir hevessizlik kaplayabiliyor. Bende de tam olarak böyle oldu.

Kafamda oluşan her yeni planı “Dur şimdi, sen rutin işlerine devam et, sonra yaparsın.” diye erteleten bir ben daha çıktı içimden. Yenilikleri göze almaya korkan, “olmasa da olur” diyen, “olanlar yeter” diyen biri. Her seferinde dinledim, dinledikçe hevessizleştim.

“Niye böyleyim?”, “Bir şeyler yapmalı, harekete geçmeliyim!” dedikçe, bunları kafamda döndürdükçe de, iyice panik olup, kalakaldım olduğum yerde.

En sonunda bir uyarı geldi yukardan 🎈 Bazı mesajlar üstü kapalı gelir. Sizin bunu anlamanız gerekir. Mesaj ağır bir griple geldi, evren bana “Biraz her şeyi bırak, kendinle kal, dinlen bedenen ve zihnen iyileş.” dedi. Yani bence öyle dedi, umarım yanlış anlamamışımdır. 😄 Ben de sözünü dinledim, çalışmaya mecburen devam ettim ama tempo düşürdüm, kendimi hem beden olarak hem kafa olarak yormadım. Şimdi kendimi çok dinlenmiş ve huzurlu hissediyorum. Sanırım tekrar harekete geçmeye hazırım.

Bazen kendi kendine izin vermen gerekebiliyormuş. Kendini dinlendirip, yola küçük ama daha sağlam adımlarla devam edebiliyormuşsun. Hızlı koşan çabuk yorulabilirmiş. Olay, enerjini sürekli yüksek tutmak değil, dengede tutmakmış. Her bitiş,tükeniş, son demek değilmiş, bazen daha iyisi için olması gerekenmiş, yeni bir başlangıçmış.

Yeni hafta herkese çok iyi gelsin! Hepimize iyi haftalar!

Sevgiler

Deniz 🎈

Olay nasıl başladı?

Herkese merhaba,

İnsan kaç yaşında olursa olsun, çocukken hissettiklerine yakın bir şeyler hissettiğinde, içini bir mutluluk kaplıyor.

Okuldan eve geldiğinizde, sizin için hazırlanmış kek, kötü geçen bir günün ardından, yüzünüzü güldürmek için alınmış bir çikolata, doğum gününüzü kutlamak için size özel hazırlanmış bir pasta ve etrafınıza toplanmış sevdikleriniz, başarınızı kutlamak için hazırlanmış sofra.. ve bunun gibi bir çok şey.

“Kaptakek”, insanları o küçük, mutlu anlara döndürmek için oluştu.

Kaç yaşında olursanız olun, sevdiğiniz birinin ya da bizzat kendinizin size özel hazırladığı/hazırlattığı bir pasta, mırıldanan “iyi ki doğdun” şarkısı, insana kendisini iyi hissettitir. Doğum günleri her yaşta kutlanmaya değer bence.

Kendinize verdiğiniz değerin bir göstergesi. Tek başınıza da olsa o mum üflenecek arkadaş! 🙂 Maksat çocukluğumuza dönelim, o mumu üflerken dilediğimiz dileğin gerçekleşeceğine emin olalım, o zamanki sevinçle pastadan bir dilim alalım.

Ben pasta kekinin tarifini oluştururken hep çocukluk günlerime gittim, o günlerdeki tadı aradım, katkı maddesi kullanmadan oluşturdum tariflerimi. Diğer türlüsü öyle kolay ki. Uzun süre dayanan, bayatlamayan (ya da bayatladığı anlaşılmayan diyelim), eşit şekilde kabaran bir kek, içinde bin bir katkı bulunan hazır pasta kremaları ve daha nice kolaylık. Pasta malzemecileri bunlarla dolu. Ben zoru seçtim. Bundan da çok mutluyum, defalarca “Aynı çocukluğumdaki tat” geri dönüşünü aldım.

Evet zorlanıyorum, “Siparişi mutlaka 1 hafta önce kesinleştirelim.” diyorum, 2-3 gün kala verilen siparişleri alamıyorum, çünkü her şey taptaze olsun istiyorum, keki sıfırdan yapıyorum, buzluktan çıkarmıyorum. Kremayı sıfırdan, her pasta siparişinde, o siparişe yetecek kadar olmak üzere hazırlıyorum. Çok stoklu malzeme almıyorum. Teslimatı kendim yapıyorum. Bunun adına amatörlük diyebilirsiniz ama ben böylesini seviyor ve tercih ediyorum. Her şeyi tüketen, birbirinden uzaklaştıran, üretim sürecinin robotlaşması, kısaca “profesyonelleşme” değil mi? Ben işimi profesyonelce yapayım ama yetişebildiğim sürece kendim yapayım istiyorum, amatörlüğümü hiç kaybetmemekten yanayım. Her siparişte heyecanlanmaktan yanayım. “Çok çalışıyorum” diye mızmızlanmayıp, “İyi ki üretiyorum, iyi ki kendi işimi yapıyorum, iyi ki insanların kutlamalarına ortak oluyorum” diye sevinmekten yanayım.

Ekip olarak 1(bir) kişiyim ama yardım edenlerim çok, ablam (Umut), teyzem (Aynuş), annem ve babam, arkadaşlarım, bir telefon uzağımdalar. Sıkıştığımda mutlaka yanımda birini buluyorum.

Siz sipariş için telefon ettiğinizde ya da mail/mesaj gönderdiğinizde arka planda neler oluyor paylaşmak istedim. Birlikte daha nice heyecanlara..

Sevgiler

Deniz

Kimler benimle?

Herkese merhaba!

“Neden üniversiteden mezun olduğun bölümle ilgili bir işte çalışmıyorsun?”

“Tam olarak ne iş yapıyorsun? Pastacı mı dedin? Olsun..(!)”

“Pasta, börek (!) işleri devam mı?”

“Kazanıyor musun ki?”

“Mesela haftada kaç sipariş alıyorsun?”

“Ayda ne kadar giriyor cebine?”

“İstersen seni bizim firmaya aldıralım?”

Uzun süredir devam eden pastacılık serüvenimde motivasyonumu düşüren sorulardan sadece birazı.

Kendi işini kurmak zor bir iş, hele de el emeği bir işse daha da zor. Önce yeteneğin ortaya çıkması lazım, sonra “Ben bu işle hayatımı sürdürmek istiyorum.” kararını verebilmek lazım, ailenize ve çevrenize bu kararı açıklamak lazım, masrafları karşılamak ve bütün sorumluluğu üstlenmek lazım. Bu zorlukları atlattıktan sonra, tam her şey yolunda giderken, bir akrabanın ya da bir tanıdığın gelip, üstteki sorulardan bir veya bir kaçını size sorduğunu düşünün..

Her şeyin çaresi dozunda empati.

Hadi biraz düşünelim. Bugüne kadar kimleri merakımızla kırdık? Ben birini kırmaktansa, merakımla yaşamayı tercih ederim. Kimler benimle?

♡ Herkesin seçtiği yol kendine, yollara karışmayalım, yollarda durmayalım, yolu açalım.

♡ Destek olalım, destek olalım, destek olalım.

Nasıl mı?

Şans verelim, o işin sahibinin yapabileceği bir işi, gidip başka birine yaptırmayalım. Sevdiğimizi böyle gösterelim. Diğer türlüsü çok sahte görünüyor, üzgünüm bunu söylemek zorundayım.

♡ Verilen emeği, harcanan parayı, zamanı küçümsemeyelim, heves kırmayalım.

♡ Yapıcı eleştri haricinde, kimsenin yaptığı işi, kazandığı parayı eleştirmeyelim ve mümkünse yardımımız dokunmayacaksa daha iyi nasıl kazanır fikrimizi kendimize saklayalım. Herkes kendi için iyi olanı bilir bence.

Nasıl, çok kolay değil mi?

Sevgiler

Deniz